National Sections of the L5I:

Türkiye’deki mülteci sorunu

Printer-friendly versionPDF version

Alevilerin mülteci kampına karşı protestolarına nasıl bir tepki göstermeli? 

Türkiye’nin güneyinde bulunan  Maraş´ın küçük köyleri arasında bulunan tarım arazilerine 30 bin Suriyeli için bir mülteci kampının kurulması planlanıyor. 
 
Ancak Maraş çok acıklı bir tarihe sahip. Seksenlerde alevilere karşı gerçekleştirilen
islamcı ve faşist katliamlarda çok sayıda insan hayatını kaybetti. Bu ve bunun gibi 
katliamlar özellikle bu sürece yakından şahit olan nesillerde travmatik bir etki yarattı. 
 
Geçtiğimiz aylarda bu kamplara karşı bir hareket oluşmaya başladı. İslamcılığa ve dini baskılara karşı oluşan bu hareket, 12 Alevi kurumunun Mayıs ayında Türkiye genelinde yaptığı protesto çağrılarına verilen yanıtlarla güçlendi. Bu protestolara solcuların kimisinin destek vermesi kimisininde pasif kalması gözlere çarptı.

Bu hareket politik açıdan nasıl değerlendirilmelidir? Suriyeliler ile gelen islamlaşmayla ilgili bir protesto ortaya çıkıyor ama Maraş’ta AKP’nin oyu çok yüksek. Peki Maraş’ta bugüne kadar Türkiye’nin İslamlaşmasını sağlayan AKP’ye karşı etkin bir politika örülebilmiş miydi? Yoksa bu hareket Türkiye’nin PEGİDA1’sı mı olacak? Bu soruya basit bir cevap verilemez. Öncelikle kampın yapısına ve siyasal içyüzüne bakmamız gerekir.

Kampın nüfusu neredeyse Artvin gibi küçük şehirlerle kıyaslanacak boyutta. Kamp alanı ve giriş çıkışları daha iyi kontrol altında tutabilmek için bir kışlaya benzeyen, dikenli tellerle ve gözetleme kuleleriyle kuşatılmış bir yapı haline getirilecek.

CHP tarafından oluşturulan bir heyet, daha önce gitmek istediği bir AFAD(Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) kampına hiçbir gerekçe gösterilmeksizin alınmadı. Kamplara sadece Anadolu Ajansı muhabirleri ve AKP'lli bürokratlar girebildi. Maraş’ta yapılan kampa da kuşkusuz gazetecilerin, insan hakları örgütlerinin ve muhalefet partileri CHP, MHP veya HDP’nin girmesine izin verilmeyecek. AKP’nin mültecilerin her türlü ihtiyaçlarından sorumlu olmasından dolayı hükümete karşı büyük bir bağımlılığı oluşacaktır. Bu bağımlılık hali nedeniyle Erdoğan’a karşı olan mültecilerin Kürt ve Alevi direnişine katılmaları veya bir Anti-AKP muhalefet hareketinin içinde bulunmaları şu an oldukça olanaksız gözüküyor. Kampların durumu belirsiz olsa da, orada yaşamaları beklenen 30 bin kişinin ve özellikle kadınların çok sert şartlar altında yaşayacakları ortadadır. Başbakanlığa bağlı AFAD kurumunun bu koşullarda çıkarcı davranacağı çok açık. Giriş yasağı mevcutken mültecilerin hayat şartları nasıl kontrol edilecek? 

Alevi köylülere göre, bu bölgeye cihatçılar yerleştirilecek ve yeni IŞİD hücreleri yetiştirilmiş olacak. Mülteciler ne kadar Türk hükümetine bağımlı olsalar da şu an için hiç bir siyasi hakları bulunmuyor. Ve bu insanlar misafirperverliği değil esir kamplarını görüyorlar. Ancak Aleviler sadece AKP’ye oy verirler diye değil onlar için tekrar fiziksel bir tehlikenin oluşmasından da korkuyorlar. Bu korkular AKP´nin işine yarayan mültecilere vatandaşlık hakları vermeyi planladığını söyledikten sonra daha da çoğalmaya başladı. AKP bununla beraber sadece Türkiye’deki yandaşlarının sayısını değil Suriye’de diktatör Esad’a karşı olan İslamcı muhalefeti de büyütebilir. Seçim haklarının verilip verilmemesi şimdilik tahmin edilemez çünkü aynı şekilde güç oranları istenmedik bir noktaya da gelebilir ve bu göçmenlerin geri gönderilmelerine sebep olabilir. Erdoğan ve partisi denildiği gibi insan sever olmadıkları için dostça amaçlarla hiçbir şey yapmadılar.

Avrupalı siyasetçiler Erdoğan´ı “örnek kişi” olarak görüyor Avrupalı siyasetçiler Erdoğan´ı “örnek kişi” olarak görüp eleştirmiyorlarsa (Tusk, Avrupa Konseyi Başkanlığı) ve eleştirmiyorlarsa demek ki mültecilerin iktidar hırsı için köleleştirilmelerini harika bir şey olarak görüyorlar...

Alevilere karşı olası katliamları önlemek için sokaklara çıkmak doğru mu yoksa bu çağrı dar görüşlü bir analizden mi kaynaklanıyor? 

Durumun bu noktaya gelmesinde mültecilerin hiç bir suçu bulunmuyor. Birkaç yıldır süren ve İkinci Dünya Savaşından sonra en feci savaşın meydana geldiği Suriye´den kaçma kararı birden bire alınmadı. Çeşitli taraflardan sadece dini bir savaşmış gibi gösterilmeye çalışılan Suriye’deki iç savaş, Arap Baharı’nın bir parçası ve diktatör Esad’a karşı gerçekleşen haklı bir mücadeledir. Ancak savaşın devamında özellikle El-Nusra Cephesi ve IŞİD gibi İslamcı hareketlerin büyümesi teşvik edildi. Bunun temel nedeni Esad’a karşı savaşan ilerici güçlerle enternasyonal bir dayanışmanın oluşmamasıdır. Esad şu an Erdoğan’ın siyasi düşmanı gibi görünse de baskı yöntemleri Erdoğan tarafından dikkatle takip edilip Türkiye’de de uygulanıyor.

Daha çok IŞİD’e karşı yönelen eleştiriler Esad´a yararlı oluyor. Lübnan Hizbullahı’nın, İran Devleti’nin ve Rus Emperyalizmin Esad´ın yanında saf tutmalarına rağmen batılı hükümetler onunla görüşmek ve tartışmak istiyor. O zaman esas konu çeşitli emperyalist güçlerin bu savaşa olan etkileridir, çünkü her Alevi hanedanın parçası değil ve Esad’ın karşısında sadece Sünni altsınıf değil Sünni kapitalistler de var.

Suriye’den gelen göçmenlere karşı olmak, oradaki Sünni halkı savaş sürecinde yanlış tarafta olmakla suçlamak ve Diktatör Esad´a karşı yapılan haklı bir isyanı kabul etmemek olur. Avrupa’ya gelmek isteyen birçok göçmen ellerinde Merkel resmiyle sınırların kaldırılması için ricada bulunuyor. Muhafazakar bir parti liderinin resmini gösterdikleri ve büyük bir olasılıkla bu partiye oy verecekleri için Avrupa´lı solcular tarafından dışlanmalarımı gerekiyor? Rojava’nın en önemli ve de en güvensiz müttefiki her an Türkiye´nin tarafında yer alması söz konusu olan ABD-emperyalizmi oldu. Kürtler bu yüzden savunma ve dayanışma haklarını kaybetmiş mi oluyor?

Alman mülteci kamplarında da birçok Suriyeli Alman hükümetinin onları kabul ettiğini ve “Anne Merkel’e” teşekkür ettiklerini beyan ediyorlar. Ancak bazıları yaşam şartlarına, iş yasağına ve sınır dışı edilmelere karşı büyüyen protestolara aktif olarak katılıyorlar. Mültecilerin bir bölümü Almanya’dan o kadar ümitsiz ki daha iyi bir yaşam için Afganistan’a geri dönme kararı aldılar.

Ortadoğu’dan bahsediyorsak bu kriz ve savaşların sebebi olan ve “din, vatan ve özgürlük” için savaşanların kanıyla beslenen emperyalizmden de konuşmak zorunda kalırız . Filistinliler, Kürtler ya da Ermeniler gibi yüz yıldır göç etmek zorunda olan halkların mücadelelerini görüyoruz. Hem Avrupa´da hem de Türkiye´de göçmenleri suçlayan ve onları vatan hainleri diye adlandıran yeni hareketlerin büyüdüğünü görüyoruz. Almanya’da mülteci sığınaklarına karşı saldırılar gittikçe artıyor, gece aileler yataklarından çıkarılıp uçaklarla sınır dışı edilip tekrar savaş alanlarına gönderiliyor. Bunun altında Alman hükümetinin mültecilerin göç ettikleri ülkeleri “güvenli ülke“ olarak görmesi yatıyor. AB-Türkiye anlaşması kapsamında mültecilerin büyük bir çoğunluğunu “misafir” etmemek için Avrupa’nın dış sınırları tamamen kapatıldı. Solcular bir yandan sağcıların yürüyüşlerini engellemeye çalışırken diğer yandan da mültecilere ufak yardımlarla destek vermeye konsantre oluyorlar. Gerçek suçlulara karşı protestolar çok zayıf kalıyor.  

Maraş’taki Alevilerin aksine Alman vatandaşları dini katliamları hiç yaşamadıkları için ‘sadece’ ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını arttırabilmek için yanlış hikayeler uyduruyorlar. Kendileri ve ‘yabancılar’ arasında yaptıkları sosyal bölünmeyle hiçbir şey elde edemeyeceklerini ve daha da kötüsü bunun sayesinde egemen sınıfı desteklediklerinin farkında değiller.
Aynı şekilde Maraş’taki protestolara da bakılabilir. İslamcılığı mülteciler getirmeyecek çünkü İslamcılık Türkiye’de zaten var. Ankara’da Sarayda oturuyor, doğuda savaşıyor, bütün ülkede ırkçılığı alevlendiriyor ve başkanlık sistemini kurmak, onunla Ortadoğu’ya hükmetmek için bütün muhalefeti yıkmak istiyor.
Onun şimdi iç savaşın kurbanlarını kendi emelleri için kullanması bizim kime karşı protesto etmemiz gerektiğini gösteriyor. Türkiye’deki muhalefet geçtiğimiz yıllarda gittikçe zayıfladı ve kendini savunamaz bir hale geldi. Ama muhalefetin gücü nasıl olursa olsun mültecilere uygulanan baskılara karşı mücadele etmek zorundalar. AKP’ye onları kendi gerici politikası için kullanma imkanı vermeyelim! Mültecilerin hakları için mücadele etmek gerekiyor mesela istediği şehirde yaşama hakkı, çalışma hakkı ve politik örgütlenme.

Böylece Erdoğan’ın insan sever bir yanının olmadığını  ve onları sadece pazarlık aracı olarak kullanmak istediğini çok net ortaya koyabiliriz. Alevi köylerinde yaşamak ne mültecilerin kararıydı ne de onların yararına olacak. Onları bu amaçla suçlamak, ezilenlerin arasında sosyal bölünmeye yol açar. Bu şovenizmdir.

Mültecilerle ortak çıkarlarımız AKP’den çok daha fazla! HDP kendini ezilen halkların partisi diye adlandırıyor ve mülteciler kesinlikle ezilen halkların parçası. Yine de parti liderleri onları örgütlemek için çok az çabada bulundu ve bunun sonucunda mülteciler insan avcısı AKP´ye bırakıldı. HDP´nin görevi onlarla ilgilenmek ve geldikleri ülkenin siyasi şartları hakkında aydınlatmaktır. Çünkü barış ve halkların eşitliği için savaşan, cinsiyet ayrımının, dini baskıların ve ırkçılığın olmadığı bir dünya isteyen biz Sosyalistleriz! Biz tüm mülteciler için dinden ve ırktan bağımsız olarak eksiksiz vatandaşlık hakları istiyoruz. Suriye´de ki olası bir devrime Türk devletinin etkisini arttırmak için istemiyoruz. İslamcılığa ve Emperyalizmin etkisine karşı savaşan ilerici güçlerin yolunu açmak için istiyoruz.

Elbette Erdoğan’ın ve AKP’nin iktidarda olduğu sürece bu mümkün olmayacaktır, barış ne Aleviler için ne de Rojava ve Bakur’daki Kürtler için mümkün olmayacaktır.
AKP’nin iktidarda olduğu sürece Suriyeli mülteci çocuklar Türk halkının maaşını düşük tutmak için çalışmak zorunda kalacaklar, insan hakları mülteci kamplarında devamlı çiğnenecek ve çeşitli azınlıklar birbirlerine karşı kışkırtılacak. Buna karşı büyük bir direniş başlatmamız gerekiyor! Göçmenleri bizim hareketimize entegre etmek zorundayız çünkü sadece biz onlara iyi bir perspektif sunabiliriz. Kanlı tarih değil, söz konusu olan mültecilerin hiç bir suç işlemediği tarih değil gelecek zaman ve savaşa ve baskıya karşı direniş ön planda olmalıdır. Demagojiyle göçmenleri aldatmayı AKP’ye ve İslamcılara mümkün kılmayalım. Bizim aktif olmamız, mültecilerle ilgilenip Ankara’ya ve Şam’a  karşı birleşik cephe kurmamız gerekiyor! Eğer biz AKP’nin oyunlarını bozabilirsek, o zaman bu sistemi yıkabilir ve başkanlığın, diktatörlüğün yerine demokratik sosyalist bir sistem kurabiliriz. Bu sistem barış, ezilenlerin kurtuluşu ve gençliğin geleceği için çalışacak!